Doğu Karadeniz Turu: Ayder Yaylası ve Kaldığımız Yer (Bölüm 4)

Bir önceki gece

Bir önceki yazımda ertesi gün Ayder yaylasına gideceğimizi söylemiştim. O yazıyı tam bitirdim derken bir telefon çaldı ve Oğuz (Namı değer rehberimiz) arıyordu. Hayırdır diye telefonu açtım. Sahilde ateş yakıp mısır yemeye çağırdı. Ailecek, cümbür cemaat gidiyorlarmış. Benim de zaten uykum yoktu ben de katılayım dedim. Benim ardımdan annem de geldi sahile. Her ne kadar gitar bulamasak da güzel bir muhabbet ortamı oldu.

Aşağıdaki fotoda kafayı bulma ile uykusuzluktan sızma arasındaki Oğuz’u ve kardeşi Nihal’i görebilirsiniz. Nihal de bu sene ÖSS’ye girmiş, tatminkar bir puan almasına karşın tercih yapmayacakmış.

Isınıp patlayan taşların eşliğinde ateş etrafında oturduk. Daha doğrusu ilk taş patlaması ile herkes ateşten uzaklaştı. Uyuduğumda saat 4’tü.

Ayder Yaylası

Sabah 10 gibi yola çıktık. Varmamız çok uzun sürmedi Ayder’e. ilk izlenimim; buranın artık tamamen turistik bir yer olduğu ve doğal güzelliğini kaybetmeye başladığı yönündeydi. Yol boyunca o kadar fazla restoran, otel ve alış veriş yapılacak yer vardı ki vadiyi bile görmek çok zordu. Dağdan aşağı inen şelale söylenen kadar doğa harikası değildi.

Bir güzel yeri, Ayder’de her sene şenlikler olur. Bu şenliklerin yapıldığı alan çok güzeldi. Tıpkı bir bahçivanın elinden çıkma bir dağ ve üzerinde insanlar. Harika bir manzaraydı.

Ayder konusunda başka anlatacağım bir şey yok aslında ama yemek yediğimiz restoranın hemen karşısında birileri Tulum çalmaya birileri de oynamaya başladı. Bir anda herkes toplandı başlarına, hatta benim annem de dayanamadı. Ben de videoya çekeyim dedim. Toplamda 9 dakikaya yakın kayıt aldım ama bunu kısaltarak 2.37 dakikaya indirdim. 9 dakikalık kayıtta 3 parça değiştirdiler ve parçalarla beraber figürler de değişti ama ben bunlardan sadece 1 tanesini ve biraz daha sakin olanını kestim. Sözleri anlayabilen yorum kısmında yazabilirse çok sevinirim; Lazca mı, Türkçe mi yoksa her ikisinin karışımımı mı yoksa Laz ağzıyla Türkçe bir parça mı tam anlayamadım 🙂

Fırtına Vadisi

Ayder yolunda meşhur Fırtına raftingini de gördük. Hatta biz oradayken bir yarışma düzenleniyormuş, tam gününü bulmuşuz. Ben de birkaç kare ile resmetmek istedim sporcuları. İçlerinde bayan sporcuların olmaması üzse de bakın bakalım beğenecek misiniz fotoları?

Kaldığımız Yer

Aslında bunu 2. yazıda yazabilirdim ama bugün tüm gün boş boş dolaşmak yerine kaldığımız evi daha yeni fotoğraflayabildim. Hoş dışını çekebildim ama unutmazsam sabah içini de çekeceğim.

Çok güzel bir koyda kalıyorduk. Bunun için Meral Hanım ve Eşine çok teşekkür ediyorum. Meral Hanım, annemin Karadeniz versiyonu. Hiperaktif, canlı, bazen deli. Dün geceki ateş yakma planı ondan gelmiş hem de gecenin 12’sinde. Annem gibi o da yerinde duramıyor habire oynuyor. Valla ne diyeyim, her bölgede var sanırım onlardan 🙂

Kaldığımız ev ortadaki üstü mavi örtülü teknenin arkasındaki yer. Çok büyük değil ama evlerin böyle dizilmesi çok ilginç. Daha önceki yazımda bundan bahsetmiştim. Önceden alt kısmı yokmuş, Oğuz ve arkadaşı iki katlı bu haline dönüştürmüşler, Sonra herkes yapmış.

İşte bu da ben. Biraz sakallarım uzamış, biraz saçlarım dağılmış, biraz da kilo almış ben… Bu aldığım kiloları vermek için yarın Sümela’da her yere tırmanıp fotoğraf çekmeliyim. Evet, yarın son durağımız Sümela ama ondan önce Uzungöl’e de gidebiliriz. Rize’de kahvaltı yapmayı düşünüyoruz, ardından da buraları gezip akşam babamın üniversiteden arkadaşları ile Trabzon’da kalacağız. Siz fotoğrafların tamamına baka durum ben de yarın için güç toplayayayım.

Unutmadan, buralarda her yerde böğürtlen ve ahududu toplayıp yeme imkanınız var. Kırmızılar daha olmamış ama daha ekşiler, kara olanlar olmuş ama daha tatlılar. Artık sizi zevkinize kalmış. Ayrıca dikkat edin de üstünüze gelmesin, oldu da geldi diyelim, hemen gelen yerin üzerine işeyin. Çiş asidik bir madde olduğundan leke kalmayacaktır. Biraz iğrenç ama en hızlı çözüm bu. Tabii sonradan kosla falan da denenebilir, geçiriyor mu bilemem denemedim. Hah, sanki işemişim gibi oldu ama işemedim; sadece Oğuz küçükken böyle yaptıklarını söyledi. Herhalde değişmemiştir; yani böğürtlen çişe bağışıklık kazanmamıştır diye düşünüyorum 🙂

DDG yollarda…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir