Beynimizin içinde neler dönüyor? Inside Out (Ters Yüz) Filmi

inside outVizyon tarihi: 19 Haziran 2015 (94 dakika)

Türkçe İsmi: Ters Yüz

Yönetmen: Pete Docter

Uygulamalı Yapımcı: John Lasseter

Oyuncular: Amy Poehler (Joy), Phyllis Smith (Sadness), Richard Kind (Bing Bong), Bill Hader (Fear), Lewis Black (Anger), Mindy Kaling (Disgust). Türkçe: Aysun Topar (Neşe), Gupse Özay (Üzüntü), Engin Alkan (Bing Bong), Murat Şen (Korku), Ercan Demirel (Öfke), Suzan Acun (Tiksinti)

Tür: Animasyon | Macera | Komedi

Ülke: ABD

IMDB Notu: 8.7 ile en iyi 250 film arasında 45’inci sıradan girdi listeye.

Benim notum: 8.5

Box Office: İlk haftasında 90 milyon dolar ve 10 Temmuz itibari ile yani 3. haftasında yaklaşık 300 milyon dolar.

TR Box Office: İlk 3 haftada 300bini aşkın izleyici ve 3.5 milyon TL hasılat.

Öyle bir karakter yaratın ki, filmi çıktığında herkes gitmek istesin, çocuklar taklit edip hep o olmak istesin. Mc Donalds’lardan tutun da D&R’lara kadar sokaktaki her oyuncakçıda oyuncakları satılsın. Hatta en az küçükler kadar büyükler de bu oyuncakları almak istesin…

Şimdi bu karakteri 5 ile çarpın 🙂 İşte karşınızda Pixar&Disney’in yeni filmi İnside Out (Ters Yüz)

Aşağıdaki özet aşırı derecede spoiler içerir ama filmin pek spoiler’lık bir film olmadığını izleyince göreceksiniz.

Filmde beynimizi kontrol eden 5 duygu olduğundan bahsediyor; beynimizde bir kontrol merkezinde bizi yönetiyorlar, tepkilerimizi belirliyorlar. Aslında film ilk planlandığında 27 tane duygu varmış ama çok karmaşık olacağından Gurur, Güven ve Şaşkınlık gibi ana duygu sayılabileceklerle birlikte çıkarılmışlar. Bunlar senaryoda farklı şekillerde verilmiş diyebilirim, özellikle birkaç duygu karışımı olarak.

  • Joy – Neşe
  • Anger – Öfke
  • Saddness – Üzüntü
  • Fear – Korku
  • Disgust – Tiksinti

Ana karakterimiz Riley’nin başka bir şehre taşındıktan sonra beynindeki değişimleri konu alıyor film özetle. Filmde aynı zamanda anne ve babanın da beynine bakıyoruz. Riley’nin beyninde üzüntü, neşe ve tiksinti kadın olarak, korku ve öfke de erkek olarak gösterilmiş. Ana duygusu Neşe. Annesinde tüm duygular üzüntü ve kadın. Babasında ise hepsi erkek ve öfke. Bunun sebebi de özellikle küçüklerin o anda kimin beyninin içinde olunduğunu karıştırmamaları içinmiş. İzlerken bizi de yormuyor aslına bakarsanız 🙂

İnsanlar uyuduklarında kısa süreli hafızaları, uzun süreli hafızalara dönüştürülüyor. Filmde de buna sadık kalınmış ama bazı anıların kişiliğimizi kökten değiştirdiğinden bahsediliyor. Riley’nin beyninde kişiliğine yön veren Kişilik adaları oluşmaya başlıyor. Bunlar beynin ana merkezinde saklanan çekirdek anılarla besleniyorlar. Tabii henüz 11 yaşında olan küçük kızımızın beyninde Neşe anıları her yere hakim. Bu arada bu adalar ille de genel geçer kavramlar olmak zorunda değil. Riley’de Aile adası ve Dürüstlük adası olduğu gibi Hokey adası ve Maskaralık adası da var 🙂

Ama taşındıktan sonra Üzüntü’nün dokunduğu her anıyı neşeden üzüntüye çevirdiğini fark ediyorlar. İşler bundan sonra oldukça karışıyor. Sonuç olarak da beynimizde birçok duygunun bizi biz yaptığını ve üzülmenin, korkmanın, tiksinmenin ve sinirlenmenin de aslında kötü bir şey olmadığını anlatan bir hikaye izliyoruz.

Ne zaman bir Pixar fragmanı çıksa, Toy Story’yi ilk izlediğim zamanki gibi heyecanlanıyorum. Toy Story yani Oyuncak Hikayesi ilk çıktığında 9 yaşında olduğumu düşünürsek John Lasseter’ın benim için Walt Disney’in bizim dönemimizdeki hali olduğunu söylemem çok da yanlış olmaz sanırım; en azından böyle hissediyorum. Pixar’ın Disney’i monoton filmlerden yapmacık prenseslerden kurtardığını da düşünürsek çağımızın dehalarından biri olarak görüyorum Lasseter’ı.

Yapımcı koltuğu zaten kendisi tarafından uzunca bir süredir işgal ediliyor Pixar filmlerinde. Çekememezlik yapıp tüm filmleri de yönetebilirdi muhtemelen ama zaten her filmde hissediyorsunuz ufak dokunuşlarını. Bunun yanında yönetmen koltuğunda da en az Lasseter kadar başarılı Pete Docter’ı görüyoruz. Bize Monsters Inc. (Sevimli Canavarlar) ve Up (Yukarı Bak) filmlerini armağan eden yönetmenden bahsediyorum evet 🙂

Lasseter etkisinden bahsetmişken filmin ilginç anılarından birinin de karakterlerin yapımında yaşandığını okudum imdb’nin trivia bölümünde. Eğer İngilizce’niz varsa filmlerin mutlaka trivia bölümlerini okuyun. Bazen filmden daha eğlenceli olabiliyorlar. Neyse, Neşe duygusunu yaparken, dikkat ettiyseniz vücudu ufak baloncuklardan oluşuyor, maliyetli olduğunu fark etmişler ve tüm karakterlere uygulamama kararı almışlar. Lakin, John Lasseter’a Neşe’yi gösterdiklerinde bu baloncukları çok sevmiş ve tüm karakterlerde bunu kullanın demiş 🙂 Çok maliyetli olsa da ekip bir şekilde bunu başarmış. Sonuçta şirketin Chief Creative Officer’ı abi sıkıyorsa yapmıyorum de. Hele ki Steve Jobs gibi bir adamın yanında yöneticiliği öğrenmiş birinden bahsediyoruz burda… Ayrıca trivia’lardan ilginç bulduğum birkaç bilgi de aşağıdaki gibi;

  • Hafıza toplarından bazıları Pixar’ın diğer filmlerinden sahneler içeriyormuş.
  • Tüm Pixar filmlerinde orada burada gözüken A113 yazısını yine burada da görüyoruz, bir duvarda grafiti olarak ve Riley’nin sınıfının numarası olarak.
  • Bir de babanın beynindeyken bir sahnede futbol izlediğini görüyoruz ama fragmanda hokey izliyordu. Meğerse filmin yayınlandığı ülkeye göre değişiyormuş burası.

Neyse gidin okuyun imdb’den bu trivia’ları. Alın size linki de veriyorum: Tıkla

Soru: Türkçe ismi de harika değil mi?

inside out movie

Son olarak Türkçe seslendirmeden de bahsedeyim. Üzüntüyü hepimiz tanıyoruz zaten Gupse Özay. Kendisine filmden sonra tweet attım, (tabii ki sallamadı, işi gücü yok her tweete cevap mı yazacak:)), onu duymaya alıştığımız sesinin dışına çıkmayı başararak harika bir performans sergilediğini söyledim. Diğer isimler de şöyle Aysun Topar (neşe), Murat Şen (korku), Ercan Demirel (öfke), Suzan Acun (tiksinti) ve Engin Alkan (Bing Bong). Hepsi oldukça profesyonel ve iyiydi. Ama en çok sevdiğimin de öfkeyi seslendiren Ercan Demirel olduğunu söylemem lazım. Yabancı versiyonundan daha bile başarılıydı neredeyse 🙂

Velhasıl-ı kelam, ailecek gidilecek ve deliler gibi eğlenilecek bir film. Benim filme verdiğim 10 üzerinden 8,5’u da sonuna kadar hak ediyor.

Bundan sonra çevrenizde “Senin baskın duygun üzüntü, seninki tiksinti” ya da “Kişilik adalarım şunlar şunlar” gibi cümleler duyarsanız şaşırmayın 😀

İyi seyirler diyim daha ne diyim 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir