Merhaba Dünya – Baba Günlükleri 1

Ah be ne zormuş!

Bu ilk cümleyi yazabilmek için belki bir aydır çabalıyorum. Sonunda geldiğim nokta bu oldu.

İlk sözcükler, ilkokula başlama, evden ayrılış üniversite, evlenme… bu anları anlatmak isteseniz de hiçbir zaman ve hiç kimse için yeterince yeterli gelmez sözcükler. Sözcüklerdeki en büyük sıkıntı duygudan yoksun olmalarıdır. Bir annenin dokuz aylık sürecini, babanın bebeğini ilk gördüğündeki hislerini kelimelerle anlatmak isteseniz yapamazsınız, sözcükler çok basit kalır.

Kızlarımın doğması da tam olarak böyle bir dönüm noktası bizim için. Sadece onlar merhaba demedi dünyaya, biz de bu yeni dünyaya merhaba dedik anne ve baba olarak.

Anne, anne olmaya bebeğine hamile kaldığı an başlıyor diye bir klişe söz var ya hani. Kesinlikle doğru. Eşimin hamile kaldığını öğrendikten sonraki sergilediği irade bunun doğru olduğunu kanıtlıyor. Biz babaların anlayamayacağı bir şey bu. Dokuz ay içinizde bir minik insanın hareket ettiğini, büyüdüğünü ve hormonlarınızı saçma sapan etkilediğini düşünün! Düşünmek olmuyor işte yaşamanız lazım.

Eşim doğuma girerken kalp atış hızım.

Bu sözün ardından da hemen şu söylenir; baba da baba olduğunu çocuğunu ilk kucağına aldığı an anlar. Sevgili baba adaylarına kötü bir haberim var, durum bu kadar mucizevi değil. Babababa kitabını ilk okuduğumda benzer bir şeyden bahsediyordu ve ben de şu anda sizin düşündüğünüz gibi, hadi oradan ben şimdiden babayım diye düşünüyordum. Gelgelelim kızlarımı ilk kucağıma aldığımda hissettiğim tek duygu, kuvöze girmemiş oldukları ve eşimin ameliyattan başarılı bir şekilde çıktığıydı. Ama baba gibi hissediyor muydum? Aslında soru şöyle olmalı, ‘Baba gibi hissediyor muymuşum?’.

Hayır.

Bunu o zaman anlamıyor tabii insan, aradan birkaç ay geçip de babalığın ne olduğunu deneyimlemeye başladığımda anlıyorum bunu. Pek sözcüklerle anlatılabilir bir olgu değil. (Düzeltme(14.04.2017): Hala da deneyimliyorum babalığı, sanırım hiç bitmeyecek bir döngü bu.)

Duygusunu anlatamam ama bebeklerim olmadan önceki hayatımla karşılaştırsam sanırım şöyle diyebilirdim: En sevdiğiniz aktiviteyi yaptığınızı düşünün, aynı anda en sevdiğiniz kitabı okuduğunuzu, en sevdiğiniz filmi izlediğinizi, en sevdiğiniz müziğin de fonda çaldığını. İşte bunların hepsi işten eve geldiğinizde çocuğunuzun bir saniyelik sırıtışına eş değer. Duyguyu yaşamadınız ama mantığı anladınız sanırım 🙂 Ha tabii bu tüm aktivitelerdeki sesleri de birleştirin, ben bunu ikiyle de çarptım oh…

Kızlarım 34 hafta 3 günlük dünyaya geldiler. Kuvöze girecekler, girmeyecekler derken sağlıkları yerinde ve kiloları sınırın üstünde olduğu için çok şükür böyle bir süreç yaşamadık. Eşim ameliyattan sıkıntı yaşamadan çıktı… Bunlar bebeklerimizi kucağıma aldığım ilk saatlerdeki yaşadıklarım; büyük bir rahatlama ve yaklaşık sekiz ay süren bir dönemin kapanışı.

_MG_5732

Hastanede daha anne baba olamıyor insan. Hemşireler geliyor gidiyor, bebekler geliyor gidiyor, altları değişiyor, bize de bir kere gösteriyorlar bakın böyle olacak diye.

Eşim sezaryen olduğu için iki gün kaldık hastanede. Çocuklar da kuvöze girmeyince iki günün ardından taburcu olduk. Sonraki birkaç hafta çok uzun bir gün gibiydi. Sürekli uyuyan bebekler, zorla kaldırılmaları, iki saatte bir emzirme ve mama seansları, uykusuzlukla karışık yorgunluk…

Evde bizimle bu süreci yaşayanların ve gelip gidenlerin aklında kalan da sanırım benim alt değiştirdiğim için ne kadar iyi bir baba olduğum ve bebeklerin sırtına işkence ettiğim. Bunun için ayrıca bir yazı yazmam gerek, çocuklarınızın sırtına gaz çıkarma bahanesi ile nasıl sertçe vurulup işkence edilir. Neyse ki kayınvalidem ve teyzemden dayak yemeden atlattım bu süreci.

İlk haftalardan ve hatta hamilelikten bu yana geçen süreci bir cümle ile özetlemek gerekirse sanırım şöyle söylenebilir.

Her şey gün geçtikçe daha karmaşık bir hal alıyor ama alışıyorsunuz…

İşin sırrı alışmakta. Kendinize biraz süre verin. Zamanla baba olmaya da alışacaksınız, baba gibi davranmaya da, evinizin yeni düzenine de.

 

Baba Günlüklerini yazmaya devam edeceğim vakit buldukça. İnternette babaların faydalanabileceği çok kaynak yok maalesef. Anneler ve hamilelik için yazılmış milyarlarca kitap olmasına karşın babalar için bir elin parmaklarını geçmiyor bu sayı. Biz, tabiri caizse güncel babalar, biraz daha duyarlıyız sanırım bu konularda. Benim gibi blog yazan birkaç baba daha biliyorum. Umarım bir şekilde birilerine faydalı olur bu yazdıklarımız. Olmasa bile, okuyup da, bak bu baba da aynı şeyleri yaşamış deyip biraz rahatlarsınız belki.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir