İş yerindesiniz ve uykunuz var. Ne yaparsınız?

Son zamanlarda yaşadığım bir problemi kendimce çözümleri ile yazmak istedim. Bu sorunun sebebi, yani işteyken uykunuzun gelmesi ve kafanızın oraya buraya düşmesi, bir önceki gece ya çok geç uyumuşsunuzdur, ya çalıştığınız ortam biraz sıcak ve sessizdir ya da çok fazla iş yoktur ve boş boş oturuyorsunuzdur; ki bu sonuncusunun uykuyla alakası bile yoktur. Bir önceki gün 15 saat uyuyun isterseniz (öyle bir zaman yok tabi de) yine de bu son dediğimi yaşamanız çok olası. Mesela bir işlem yapmaya başladınız ve bunu yapmaya başladıktan sonra beklemeniz gereken yerler var, öyle ekrana boş boş bakıyorsunuz; gözleriniz ağırlaşmaya, kafanızı ayakta tutamamaya başlıyorsunuz. Hele ki benim gibi yeni başlamışsanız işe, bu durum eğitmeninizi izlerken de olabilir. Çok feci bir durumdur, kafanızın düştüğü zamanların herhangi birinde eğitmeninize çarparsanız komik de olabilir 🙂

Başıma böyle bir olay gelmedi ama öyle zamanlarda genellikle eğitmenimin anlattıklarından hiçbir şey anlamayıp, sadece kafamı düşürmemeye ve gözlerimi açık tutmaya odaklandığımdan, bir daha anlatmasını isterim, tabi istemeden önce de yüzümü bir güzel yıkarım. Hatta bazen musluk suyu yeterince soğuk olmaz. Bir bardağa su koyun, sebilin soğuk tarafından. Sonra yüzünüzü bu suyla yıkayın. Paha biçilemez bir mutluluk yaşayacaksınız 🙂 Sonrasında da en azından bi 30 dakika rahatsınız, zaten yüzünüz anca normal ısısına dönüyor.

Tabi bu durumda bazılarınızda kahve yöntemi de işe yarayabilir. Bende pek işe yaramasa da psikolojik olarak rahatlamak için kahve içerim. Yani, bak oğlum kahve de içtin, saçmalama ve çalıştır şu boyun kaslarını. Uykunuz geldiğinde yapılacakların başında klasiktir kahve. Bunun yanında kola falan da etkili olabilir, sonuçta kafein almaksa amaç, kafeinli herhangi bir içecek işimizi görebilir. Hatta enerji içecekleri de bunun için ideal ama verdikleri enerjiden sonra vücut bir uyku moduna sokuyor ki kendini, ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bu sefer kaş yapayım derken göz çıkarırsınız ve bir bakmışsınız koskoca ofiste sandalyesinde otururken, horlayan bir adam olmuşsunuz.

Demek ki neymiş, ilk yöntem kafein ya da enerji veren içecekler almakmış.

İkinci yöntem de, biraz daha farklı ve işlevsel. Yapabileceğiniz ve yaparken düşünmeden hayata geçirebileceğiniz, durup düşünmeye ya da döküman okumaya gerek olmayan işleri yapın. Uyku periyodu dediğimiz olay her insanda farklıdır ama her 2-3 saatte bir, 30 dakika kadar sizi mahfeder, bu dakikaları sorunsuz geçirirseniz çok daha rahat edebilirsiniz. Baktınız uykunuz geliyor, ellerinizi, aklınızı vs. çalıştıracak işler yapın. Mesela bilgisayar mühendisi olarak ben ne yapıyorum; hemen kod yazmaya başlıyorum bildiğim bir alanda ya da test yapıyorum ki bu test dediğim biraz karmaşık bir işlem olduğundan boş durmamamı sağlıyor. Olmadı çok uykum varsa gazetelere bakıyorum (bazen geri tepebiliyor) ya da şu anda olduğu gibi blog ya…. hrrrr……

EEE şey, sanırım anladınız ne demek istediğimi. 2. adım da kendimizi meşgul ediyoruz ki gözümüz kapanamasın, vücudumuz kendini zorlayarak ayakta kalması gerektiğini düşünsün.

Üçüncü adım, kalkıp birileri ile muhabbet etmek. Bu yöntem de oldukça etkilidir. Baktınız çok uykunuz var ve yaptığınız işten verim alamıyorsunuz. Sıkıldığınızdan dolayı da olabilir bu durum. Bunu da ancak etrafınızdakilerle konuşarak anlayabilirsiniz. Kalkın yerinizden ve gidin birkaç kişiyi daha uyandırın. Genellikle ofisin yüzde 80’i bu durumda olacaktır. Bazıları çaktırmaz ama içten içe kıvranıyorlardır, gözlerinden anlarsınız.

Son kademe ise durumu kabullenmek ve buna göre davranmak. Eğer çalıştığınız ortam rahat bir ortamsa, bir kanepeye uzanın ya da arka odalardan birine gidip biraz uyuyun. Biraz daha sıkı bir ortamsa, masanıza koyun kafanızı ve biraz gözlerinizi dinlendirin. Dediğim gibi o 20-30 dakikayı atlatmanız yeterli. Sonraki 2-3 saat rahatsınız demektir. Eğer ofis ortamı bu tarz şeylere izin verecek bir ortam değilse her zaman alternatifler vardır; mesela tuvalete gidip de biraz gözlerinizi dinlendirebilirsiniz. Tabii tek kişilik bir tuvaletse bunu yapmanız zor. En güzeli masaya kafayı koymak. Bu durumda da bazı bahaneler uydurmanız gerekebilir.

– Kamuran Bey, ne oldu bir şeyiniz mi var?

  • – Ah, Canan Hanım, biraz başım ağrıyor sinüslerim tıkandı sanırım.
  • – Biraz hasta gibiyim, midemi iyi hissetmiyorum.
  • – Yok ya bir şeyim yok ama bi halsizlik var, doktora mı gitsem acaba (Böylelikle akşama erken çıkmak için yol da yapıyorsunuz demektir. )
  • – Dün çok yakın bir arkadaşımı kaybettim. Akşam pek uyuyamadım da… (Dün: UUUvv, la la la, lalala, olum senin yarın işin yok mu? Yav kankam gelmiş şehir dışından hadi dik dik dik) 🙂
  • – Yok bir şeyim ama siz pek iyi gözükmüyorsunuz, ilaç vereyim mi iyi misiniz?
  • – Dün akşam geç yattım ve şimdi de çok uykum var, biraz masamda kestiriyorum. Sonra işe döneceğim…. dermişiiiiimmmm. Hemen getiriyorum istediğiniz raporları.

Bunun gibi birçok durum olabilir. Lakin, şunu unutmayın; kendinizi çok akıllı sanıyor olabilirsiniz ama sizin patronunuz da zamanında o yollardan geçtiği için sizin yaşadıklarınız çok net biliyordur. Attığınız palavralara kadar. Bu sebepten işi çok komplike hale getirmeyin ve mümkün olan en acısız yöntemi seçin. Kıvırdığınız palavralar, sonradan size yol su elektrik olarak geri dönmeyebilir.

Mesela ben şu ana kadar sadece 1 sabah geç kaldım ki bu benim için mükemmel. Başlayalı 1 ay olmasına karşın, daha öncesinden düzensiz uykuya 6 sene boyunca…. aslında 24 sene boyunca alışmış olmama rağmen sadece ayda 1 kere o da 1 saat 20 dakika geçikmem benim için bir başarı. Hiç bahane uydurmaya gerek duymadım keza çok normal bir durum. ‘Uyanamadım’ sözcüğü her ne kadar üniversitede ya da herhangi bir eğitim kurumunda ‘bahane’ olarak geçse de, durum iş olunca bu bahane hayatın ta kendisi oluyor. Hala anlaşmış değilim, neden üniversitede hocaların uyanamadımı bahane olarak kabul etmemelerini. Yahu en çok yaptığımız şey uyumak, e bundan zevk de alıyoruz, peki neden arada fazla kaçtı diye yargılanıyoruz. Bu konu çok karışıktır ve ağızları ile kuş tutsalar (hocalar) uyanamayan öğrenciye yaptıkları katı muameleyi bana kabul ettiremezler. Uyanamadım ulen, daha doğal bir şey mi var? İlle ailemden birinin ölmesi mi lazım senin sınavına girmemek için.

Hazırlık sınıfında bir hocamız vardı, adamın mantığı da çok güzeldi. Siz artık üniversitesiniz derdi, burada bahaneler olmaz, ya sorumluluklarınızı yerine getirirsiniz ya da getirmezsiniz. İsterseniz yolda gelirken kaza geçirin, isterseniz ailenizden biri ölsün, isterseniz hastalıktan ölün ya da basit bir şekilde uyanamayın sabah; bunların hepsi sizin sorununuz. Ben programda yazdığı üzere derse devam ederim. Ya hep ya hiç olunmalı bu gibi durumlarda. Yoksa bence bahanenin öylesi, böylesi olmaz. Ha tabi sonuç olarak işe her ay 3-5 kere geç kalıyorsanız kovulursunuz ama bu birkaç ayda 1-2 kere olursa maksimum, sorun yaşamazsınız.

(Sanırım :D)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir