Fetih 1453

Bazı kendine sözde sinema yazarı diyenler, yabancı filmlerden alıntı diye filmi eleştirmeye çalıştı, buna rağmen Türk Sineması’nda bir kara leke olan en fazla izlenme rekorunun Recep İvedik’te olması dönemi kapandı ve 6 milyona yakın seyirci ile, ki artacaktır, Fetih 1453 ilk sıraya yerleşti.

Yönetmen/Yapımcı: Faruk Aksoy
Senaryo: Atilla Engin, İrfan Saruhan
Oyuncular:
Devrim Evin Rol: Fatih Sultan Mehmed
İbrahim Çelikkol Rol: Ulubatlı Hasan
Dilek Serbest Rol: Era
Recep Aktuğ Rol: İmparator Konstantin
Erden Alkan Rol: Çandarlı Halil Paşa
Sedat Mert Rol: Zağanos Paşa
Cengiz Coşkun Rol: Şovalye Guistiniani
Naci Adıgüzel Rol: Grandük Notaras
Gülbahar Hatun Rol: Şahika Koldemir
Görüntü yönetmeni: Mirsat Heroviç
Kostümler: Canan Göknil
Müzisyen: Benjamin Wallfisch
Yardımcı yönetmen: Gülçin Önel
Görüntü yönetmeni: Hasan Gergin
Tür: Dram , Savaş filmi , Epik
Süre: 160 dk
Yapım yılı: 2012
Dağıtımcı: Tiglon
Vizyon tarihi: 16 Şubat 2012
Box Office (18 Mart): 5.900.000

Filmin konusu malum, İstanbul’un fethi :). Başlangıcı ise klasik tarihi filmleri andırıyor hani Amerikan yapımı. Peygamberimiz dönemine gidiyoruz ve İstanbul’un fethini buyurduğu sahneyi izliyoruz. Böyle başlaması bizi iyi bir şeylerin geleceğine inandırıyor. Sonra Ulubatlı Hasan ile Fatih’in dövüş sahnesi ile film sizi daha da kendine bağlıyor.

Filmdeki birebir dövüş sahneleri oldukça başarılı kurgulanmış ve çekilmiş. Özellikle Ulubatlı Hasan ile Şovalye Guistiniani arasındaki birebir dövüş sahnesi çok başarılı olmuş. Öyle ki daha önce çok az film bu dövüş sahnesinin kalitesine erişebilmiştir diyebilirim.

Görsel efektler arada sırıtsa da genel olarak tatmin edici denilebilir. Özellikle gemilerin zincirlere takılmasının üstünde pek durmamasının sebebi animasyonun yapılamamış olmasına bağlıyorum. Keza İstanbul’un fethindeki en önemli sahnelerden biri biraz üstünkörü geçilmiş. Tıpkı gemilerin karadan yürütülme sahnesinin 3-4 dakika gibi kısa bir çekimle canlandırılması gibi. Tabii bu fikrin nasıl bulunduğu da çok alakasız bir şekilde verilmiş, öyle ki bence kurguda bu sahneyi unutmuşlar bile diyebilirim.

Bunların dışında bazı sahnelerin Cennet’in Krallığı ve Yüzüklerin Efendisi’ne benzediğini söyleyenler olmuş. Doğru bir tespit olmasına karşın, sahne güzelse güzeldir, Amerika’yı yeniden keşfetmenin manası yok. Bu sahneler bence başarılıydı ki yüzbinlerce kişilik ordu daha başka nasıl kurgulanır bilemiyorum. Ama eminim ki bu saydığım filmlerin hiçbirinde ordulardan herhangi biri toplu bir şekilde namaz kılmamıştır 🙂

Patlama sahneleri, orduların yakın dövüşleri, ok-mızrak atma sahneleri başarılı olmuş. Ok atma sahnesinin bir çekimi 300 Spartalı filmine benzese de, dediğim gibi iyi iyidir…

Film genel olarak anlatılan hikayelere bağlı kalmış. Akşemsettin’in gelmesi, Fatih’in kafayı yeme belirtileri, atını denize sürmesi vb. tarihi dokundurmalar filmde oldukça var. Bunları görmek aslında bize filmi sevdiriyor, bak şimdi atını sürecek vs. gibi şeyler diyebiliyorsunuz izlerken.

Bu kitabi bilgilerin yanı sıra, Fatih’in oğlu ile ilişkisine, Avrupa’nın siyasi durumuna, dinsel kavgalara; Lağımcılar ve Yeniçeriler gibi birliklerin ufak hikayelerine de yer verilmiş.

Filmdeki en kofti diyebileceğim sahneler Ulubatlı Hasan ile Era’nın aşk sahneleri ve Fatih’in filmin sonunda bir devlet başkanı gibi minik çocuğu kucağına alıp öpmesi. Tüm filmin büyüsünü bir anda çöpe atabilecek bir sahne yapmışlar ama neyse ki çok uzun tutmadan filmi bitirmişler.

Ulubatlı’nın sancağı diktiği sahnede sanırım hepimiz duygulandık. Tahminimden çok daha dramatik yapmışlar bu sahneyi.

Velhasıl-ı Kelam, film güzel, şu ana kadar yapılmış en iyi Türk savaş filmi. Sinema’da görülmeli ve arşivlerde yerini almalı.

Devam filmi olarak Mohaç Muharebesi ve Rodos’un Fethi de çekilebilir. Aynı ekibin çekmesinde bence bir sakınca yok ama senarist değişebilir belki 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir